İslami Portal

Tam Versiyon: İmam Ali'nin (a.s) Dilinden Hz. Peygamber (s.a.a)
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyon'a bakınız.
Bismihi Teâla. Selamun aleyküm.

Gerek Nehc'ul Belağa gerekse diğer kaynaklarda sayısız hutbelerde Hz İmam Ali (a.s) Resulullah'ı (s.a.a) anlatmıştır.

Birkaçını burada paylaşacağım. İnşallah sizler de ekleyebilirsiniz.
NEHC'UL BELAĞA 72. HUTBE

Hz. Ali (a.s) Allah'ın ve Peygamber'in sıfatlarını beyan edip Peygamber (s.a.a) için dua ettiği bu hutbesinde insanlara Peygamber'e salâvat getirmeyi öğretmektedir:

Ey yeryüzünü yayan, gökleri koruyan ve iyi ve kötü kalpleri fıtratı üzere yaratan Allah'ım! En değerli rahmetini ve aşkın bereketini kulun ve elçin Muhammed'e özgü kıl ki, o kendinden önce gelip geçen peygamberlerin sonuncusu, kilitlenmiş şeyleri açan, Hakkı hakk ile aşikâr kılan, batıl ordularını bertaraf eden, sapıkların saldırısını bozguna uğratandır.

(Allah'ım, o ki) ağır peygamberlik yükünü yüklendi. Emrinle kıyam etti, hoşnutluğunu elde etmek için geniş çapta çalıştı. Bu hususta ilerlemekten geri kalmadı. Azminde bir gevşeme olmadı. Vahyini kaydetti, ahdini korudu, emrini uyguladı. Ta ki ateşini yaktı, sapık karanlık yolda yürüyenler için hak yolu aydınlattı. Günah ve fitne bataklığına batmış gönüller onunla hidayete erdi. Apaçık nişaneleri ve dinî hükümleri (toplumda) ikame etti. Güvenilir eminin, gizli ilminin hazinesi, hesap gününün tanığı, hak üzere gönderdiğin ve insanlara elçin de O'dur.

Allah'ım, (rahmet ve ihsan) gölgende ona geniş, ferah bir yere ver, fazlından kat kat hayırlar nasib et, Allah'ım onun binasını (önceki) bina yapanların binasından (onun dinini, önceki dinlerden) yüce kıl, nezdinde derecesini değerli kıl. Nurunu tamamla, risaletini kabulüne karşılık olarak tanıklığını kabul et. Adalet mantığının sahibi ve hak-batılı ayıran peygamberin sözünü makbul, rızana uygun kıl.

Allah'ım, yaşamı iyi, nimetleri ebedi, arzu ve dilekleri makbul, istekleri lezzetli, huzuru çok, dinlenme merkezi ve iyi mükâfatları olan yurtta, bizi onunla bir araya getir.


Garibu'l-Hadis, İbn Kuteybe; el-Garat, İbn Hilal Sakafî; Biharu'l-Envar, c.17, s.16, el-Kumbani baskısı; Zeylu'l-Emali, s 173, Ebu Ali el-Kali; Tehzibu'l-Lügat, Ezherî; en-Nihaye, İbn Esir; Düsturu Mealimi'l-Hikem, s.119, Kadı Kudaî; Tezkiretu'l-Havas, s.136, Sibt bin Cevzî; Sahifetu'l-Aleviyye, s.3, Semahici
NEHC'UL BELAGA 89. HUTBE

Hazreti Ali (a.s), Peygamber Efendimiz Hz Muhammed Mustafa (s.a.a) hakkında şöyle buyurmuştur;

Onu, elçilerini gönderdikten bir zaman sonra, ümmetler uzun uykular ve büyük fitneler içinde, işlerin darmadağın, savaş ateşinin tutuşmuş, dünya nurunun kararmış, aldatışların apaçık olduğu bir çağda gönderdi. Dünyanın yaprağı sararmış, meyvesinden ümit kesilmişti. Suyu çekilmiş, hidayet meşaleleri yıpranmıştı. Azgınlık bayrakları dalgalanmaktaydı. Dünya, ehline karşı yüzünü ekşitmiş, isteyene surat asmıştı. Meyvesi fitne, yemeği leş, içi korku, dışı ise kılıçtı.

Ey Allah'ın kulları ibret alın! Babalarınızın, kardeşlerinizin rehin oldukları ve sorguya çekildikleri yaşamlarını hatırlayın. Ömrüm hakkı için, aranıza asırlar girmemiş, üzerinden uzun yüz yıllar geçmemiştir. Bu gün onların sulbünde bulunduğunuz günden uzak değilsiniz.



Allah'a andolsun, peygamberin onlara duyurduğu şeyleri, bu gün size ben duyurmaktayım. Kulaklarınız onların kulağından daha zayıf değildir. Onlara verilen gözler ve kalpler bugün size de verilmiştir.

Allah'a andolsun, onların bilmedikleri şeyler size gösterilmedi. Onların mahrum oldukları şeylere erdirilmediniz. Bela sanki yuları çözülmüş, yük ipi gevşemiş bir deve gibi indi size. Aldananları aldatan şeyler sizi de aldatmasın. O, belli bir zaman devam edecek, uzayıp giden bir gölgedir.


Usul-i Kâfi c.1, s.15-60, Kuleynî, et-Teraz, c.1, s.342, Seyyid Alevî el-Yemanî
NEHCUL BELAGA 94. HUTBE

Hz. Ali bu hutbesinde Allah'ın sıfatlarını, Peygamber ve Ehlibeyt'inin faziletlerini beyan etmekte, sonunda da halka öğüt vermektedir.

Yüce himmetlerin ve zeki tahminlerin bile idrak edemeyeceği, (künhüne) eremeyeceği Allah, bereket sahibidir. O ulaşacak sonu olmayan Evvel'dir ve zamanı bitecek bir sonu yoktur.

Allah, peygamberleri en üstün emanet yerlerine emanet etmiş, en hayırlı karar yerlerinde kararlaştırmıştır. Yüce sülbten, temiz kılınmış rahimlere aktarmıştır. Onlardan biri gidince, diğeri Allah'ın dinini ayakta tutmak için onun yerine geçmiştir.

Sonunda şanı yüce olan Allah'ın lütfü Muhammed'e (s.a.a) ulaştı. Onu en yüce kaynaktan, en değerli ekin topraklarından; enbiyasını açığa çıkardığı ve eminlerini seçtiği ağaçtan çıkarmıştır. Soyu soyların, ailesi ailelerin, şeceresi şecerecilerin en hayırlısıdır. Haremde bitmiş, kerem ile yetişmiştir. O ağacın dalları yüksektir ve (kötülüklerle) meyvesine erişilmez. O sakınanların önderi, hidayete erişenlerin basiretidir. Parlayan bir yıldız, her yana nurlar saçan bir ışık ve alevlenen bir meşaledir. Yolu itidal, sünneti rüşt (olgunluk), sözü furkan (hakla batılı ayıran), hükmü adil olandır. Onu, peygamberlerin arasının kesildiği bir zamanda; ümmetlerin cehalete düştüğü, amellerinde büyük yanılgılar içinde oldukları bir dönemde gönderdi.

Allah size acısın; apaçık deliller üzere amel edin. Yol doğrudur ve sizi selâm yurduna çağırmaktadır. Fırsat ve mühletinizin olduğu bir diyardasınız, Allah'ın rızayetini elde edebilirsiniz. Sahifeler açık, kalemler yazıyor; bedenler sağlıklı, diller özgürce konuşuyor; tövbeler işitilmekte, ameller kabul edilmektedir.

Usul-i Kâfi, c.1, s.134, Kuleynî; el-Ikdu'l-Ferid, c.4, s.74; İbn Abdurab-bih; et-Tevhid, s.28, Şeyh Saduk
NEHC'ÜL BELAĞA 96. HUTBE

Allah ve Resulü hakkında şöyle buyurmuştur:

Hamd, kendisinden önce bir şey olmayan Evvel, kendinden sonra bir şey olmayan Ahir, O'ndan daha açık bir şeyin olmadığı Zahir ve O'ndan daha gizli bir şeyin olmadığı Batın olan Allah'a mahsustur.

...Onu (Peygamber'i) kararlaştırdığı yer, karar yerlerinin en hayırlısıdır. Bittiği yer, biten yerlerin en şereflisidir. Keramet madenlerinde, selâmet, beşiğinde yetişmiş, iyilerin kalpleri ona yönelmiş, inananların gözleri ona meyletmiştir. Allah, onunla eski kinleri gömmüş, gönüllerdeki düşmanlıkları söndürmüştür. Onunla (inananların kalplerini) birleştirip kardeş yapmış, (inanmayan) yakınları ayırmış; zelilleri aziz, azizleri de zelil kılmıştır. Sözü beyandır, susması lisandır.

Biharu'l-Envar, c.16, s.380, Meclisî
NEHC'UL BELAĞA 160. HUTBEDEN BİR KESİT

[.../...]

Öyleyse tertemiz olan Peygamberine (s.a.a) uy; çünkü onda uyacak kimse için güzel örnekler, yaslanacak kişiye yaslanacak yerler vardır. Allah katında kullarının en sevgilisi, nebisine uyup onun yolunu izleyen kimsedir.

Dünyada ağız dolusu bir lokma yemediği gibi, gözünün ucuyla bile bakmadı ona. Dünya ehlinin, bedeni en zayıf karnı en aç olanıydı, Dünya ona sunuldu, kabul etmedi. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah'ın buğzettiği şeyi bildi de buğzetti, hor gördüğünü hor gördü ve küçük gördüğünü de küçük gördü. Hiçbir ayıbımız olmasa bile, yalnız Allah ve Resulünün buğzettiğini sevsek, Allah ve Resulünün küçülttüğünü büyültsek, Allah'a karşı gelmek ve Allah'ın emrinden çıkmak için yeter bize.

Peygamber (s.a.a) yerde yemek yer, kul gibi otururdu. Ayakkabısını kendisi tamir eder, elbisesini kendisi yamardı. Çıplak (eğersiz) merkebe biner, birini de arkasına bindirirdi. Evinin kapısına asılmış olan üzerinde resimler bulunan perdeyi görünce, zevcelerinden birine "Benden gizle, baktıkça dünyayı ve süslerini hatırlıyorum" dedi. Dünyadan kalbiyle yüz çevirmiş, içinde yâd etmeyi öldürmüştü. Güzel bir elbisesi olmasın, dünyayı sürekli bir yer bilmesin ve onda her zaman kalma ümidini taşımasın diye, ziynetini gözünden uzak tutmayı severdi. Bu yüzden ruhundan dışarı atmış, gönülden uzaklaştırmış, gözünden gizlemişti. Bir şeyi sevmeyen biri işte böyledir; ne onu görmek ve ne de yanında adının anılmasını ister.

Resulullah'ın bu dünyada dostlarıyla beraber aç yaşaması ve Allah nezdindeki yüce makamına rağmen dünya süslerini kendisinden esirgemesi bu dünyanın kötülüklerine ve ayıplarına delalet eder. Bakan kimse aklederek baksın; Allah Muhammed'i böyle yaşamakla alçalttı mı, yoksa ikram edip yüceltti mi?! Alçalttı diyen, yüce Allah'a andolsun büyük iftira eder, yalan söyler. İkram edip yüceltti diyen de bilsin ki Allah ondan gayrisine dünyayı vermekle alçaltmış, dergâhına en yakın olanlardan da dünyayı uzak tutmuştur. Peygambere uyan kişinin de onun izini takip etmesi, konduğu yere konması gerekir. Yoksa helak olmaktan kurtulamaz.


Allah Muhammed'i kıyametin yaklaştığına bir nişane; cenneti müjdeleyen, azapla korkutan bir kimse olarak gönderdi. Dünyadan karnı boş olarak çıktı, ahirete esenlik içinde vardı, taş üstüne taş koymadan rabbinin yolunu tuttu, davetine icabet etti. Rabbimiz onu bize uyulacak, tabi olunacak biri olarak göndermekle ne büyük lütufta bulunmuştur!

Allah'a andolsun, şu yünden dokunmuş gömleğimi o kadar yamattım ki artık yamayandan utanıyorum. Birisi bana, "(Bu kadar yamadan sonra hâlâ bunu mu giyeceksiniz.) Artık bunu atmayacak mısın?" dedi. Ona, "Benden uzak dur." dedim. Sabah olduğu zaman halk, gece yol alanları över.


Rebiu'l-Ebrar, (Ye's ve Kanaat babı) Zemahşerî; Mecmau'l-Emsal, c.2, s.3, Meydanî (H. 518)